09 Haziran 2009 Salı

Yeşil Mercimek Salatası


Çoook oldu bir arkadaşa oturmaya gitmiştik. Ben salata ve mezeleri çok sevdiğim için masada ilk dikkatimi çeken mercimek köftesi oldu. Daha önce hiç yememiş ve yapmamıştım. Durum böyle olunca ilk tadına baktığım da o oldu haliyle. Gerçekten damağıma uyacağını sanmıyordum ama öyle olmadı. Demekki önyargılı olmamak gerekiyormuş. Tadını çok beğendim. Hemen tarifini aldım fakat hemenin üzerinden 3 ay geçti ben henüz yayınlıyorum tarifi. Allahım ne kadar tembel mi olduum yoksa iş mi yetiştiremiyoruumm bana bir haller oldu hiç birşey yapamaz oldum bu aralar. Hayır yapamamazlık bir tarafa canım istemiyor hiç bir şey yapmak. Bir o kadar da yoğun geçiyor ki günlerim nasıl gün bitiriyorum ve ortada elle tutulur gözle görülür yine bir şey yok. Geçen ay içinde hasta ziyaretleri, benim uzatmalı sınavım, derken mayısı bitirdim haberim olmamış. Haziran ayına girmişiz okullar kapanıcak tatil hazırlığı sınav derken gün dolmuş ben hala neredeyim ne yapıyorum ben kimim modunda yaşıyorum. Bu arada oğlumun sınavını atlattık artık 8. sınıfı bitirdik bizim için yeni bir süreç başlıyor. İnşallah tercihimiz yerini bulur da istediğimiz liseye yerleşebiliriz. Dün akşam da mezuniyet baloları vardı çok eğlenmişler öyle dedi resimler çekinmişler hepsi çok güzeller. Pırıl pırıl gençler Allah hepsinin şansını açık etsin.Neyse buraya kadar getirdik ayı, günü, dakikaları şimdi geriye sayım başladı cuma günü karneleri aldıktan sonra bizim yaz tatilimiz başlıyor. Cumartesi günü Samsun'a yolcuyuz. Bugünden hazırlanmaya başladım yavaş yavaş. Halıları kaldırdım ben yokken tozlanmasınlar diye. Belli başlı elden geçicek işleri de yaptıktan sonra bavulları hazırlamaya başlarım artık bu arada bu işleri yaparken de alışveriş, eksikler falan filan için de dışarıya çıkmalar da işin çilesi tabiii. Bu sıcakta çok yorucu. Gitmeden blog sorumluluğumu ihmal etmeyim dedim ve bir tarif yazayım. İnşallah temmuz ortası gibi dönücem tercih işlerimiz var. Yoksa hayatta dönmezdim ağustosa kadar ama bu sene böyle ne yapalım istanbul'da yanıcaz artık.Buna da şükür dimi ama azı beğenmeyen çoğu hiç bulamaz seneye telafi ederim ben de hehhee.Evveett arkilerim. Ben gidiyorum darısı sizin başınıza inşallah herkez dilediğince güzel tatil yapar ve bomba gibi döner. Dönüşte görüşmek üzere byyyyyyyyyyyy.
Malzemeler
yarım kilo yeşil mercimek
1 demet maydanoz
1 demet dere otu
1 bağ yeşil soğan
1 limon fazla da olabilir
nar ekşisi
pulbiber
tuz
sıvı yağ
Hazırlanışı
Öncelikle yeşil mercimekler suda bekletilip şiştikten sonra suyu süzülüp iyice pişene kadar haşlanırlar. Diğer tarafta maydanoz, yeşil soğan ve dere otu güzel yıkandıktan sonra ince ince doğranırlar. Haşlayıp süzdüğünüz mercimekler soğuduktan sonra doğradığınız bu yeşillikleri içine ilave edip çok az tadını vericek kadar nar ekşisi miktardaki kadar limonu sıktıktan sonra baharatları ve sıvı yağı da ekleyip iyice karıştırın. Afiyet olsuunnn...

11 Mayıs 2009 Pazartesi

Kahve Çikolata Kitap Etkinliği hediyeler geldiiii

kahve etk
Geçen hafta içi hediyemin geleceğini bildiğim için her sabah bu sabah diye içimden geçirmiştim. Nihayet kargo kapımı çaldı ve çok kıymetli (benim için öyle) paketimi aldım daha dışından buram buram taze çekilmiş kahve kokusunu hemen hissettim. Patır kütür paket açıldı ve o nee fıstıklı çikolata aaaaa nerden biliyor ki dedim kendi kendime fındıklı ve fıstıklı çikolatayı çok severim. Laf aramızda çocuklardan sakladım.Yerken de azıcık verdim işte ölesine;) Kitap almaya gittiğimde elime alıp bu kitabı okumalıyım dediğim ve geri bıraktığım bir kitaptı En Son Yürekler Ölür çok sevindim şimdi benim olduğu için:) ve de kahvem.Daha önceki etkinlikte bana sevgili Eda çıkmıştı. Ne tesadüf ki bu sefer de ben ona çıkmışım çok güzel de bir not vardı hediyelerimin içinde. Teşekkür ediyorum Eda'cığım benim için çokkk keyifli bir etkinlik oldu çikolata ve kahvenin akıbetine bişey diyemiyeceğim ama elimde kalan somut kitabıma her baktığımda kahvenin kokusu ve çikolatanın tadını hep anımsayacağım. Ayrıca etkinliği etkin hale getiren sevgili arkadaşım Burçak'a da çookk teşekkür ediyorum. Emekleri ve çabası için. Bizleri uzaktanda olsa bir araya getiren manevi değerler kattığı için dünyamıza. Sevgiler canım sanada....

10 Mayıs 2009 Pazar

Anneler Gününüz Kutlu Olsun


21 Nisan 2009 Salı



KAVANOZ ve 2 FİNCAN KAHVE:

Ne zaman hayatında bazı şeyler taşınamaz hale gelirse, ne zaman
24 saat kısa gelmeye başlarsa, o zaman kavanoz ve
2 Fincan Kahveyi hatırlayın!

Bir gün bir Felsefe profesörü, elinde birkaç kutu olduğu halde derse gelir. Ders başladığında, hiçbir şey söylemeden, önüne büyükçe bir kavanoz alır ve ağzına kadar tenis topları ile doldurur ve öğrencilere kavanozun dolup dolmadığını sorar;
Öğrenciler ittifakla kavanozun dolduğunu ifade ederler, Bu sefer profesör önündeki kutulardan bir tanesinden aldığı çakıl taşlarını, çalkalayarak kavanoza döker, böylece çakıl taşları kayarak, tenis toplarının aralarındaki boşlukları doldurur ve öğrencilere tekrar kavanozun dolup dolmadığını sorar, onlar da 'evet' doldu derler, profesör bu defa masanın üzerindeki diğer kutuyu eline alır ve içindeki kumu yavaşça kavanoza döker.
Tabii ki kumlar da çakıl taşlarının aralarındaki boşlukları doldurur.
Ve tekrar öğrencilere kavanozun dolup dolmadığını sorar, Öğrenciler de koro halinde 'evet' derler.

Bu sefer profesör masanın altında hazır bekleyen 2 fincan kahveyi alır ve kavanoza boşaltır, Kahve de kumların arasında kalan boşlukları doldurur. Öğrenciler gülerler!
Profesör öğrencilerin gülüşünü destekleyerek 'eveet' Diyerek;
Ben 'Bu kavanozun sizin hayatınızı simgelediğini ifade etmeye çalıştım' Der.


Şöyle ki; Bu tenis topları hayatınızdaki önemli şeylerdir; aileniz, çocuklarınız, sıhhatiniz, arkadaşlarınız ve sizin için önemli olan şeylerdir.

Diğer şeyleri kaybetseniz de, bu önemli şeyler kalır ve hayatınızı doldurur.
O çakıl taşları ise daha az önemli olan diğer şeylerdir; işiniz, eviniz, arabanız vs.

Kum ise diğer ufak tefek şeylerdir.

'Şayet Kavanoza önce kum doldurursanız. ..' diye, anlatmaya devam eder, 'çakıl taşlarına ve özellikle de tenis toplarına (yeterli) yer kalmaz.

Aynı şey hayatımız için de geçerlidir. Vaktinizi ve enerjinizi ufak tefek şeylere harcar, israf ederseniz, önemli şeyler için vakit kalmayacaktır. .

Dikkatinizi mutluluğunuz için önem arz eden şeylere çevirin. Sizi mutlu edebilecek kişileri seçin. Çocuklarınızla ilgilenin. Sağlığınıza dikkat edin. Sevdiğiniz kişi ile yemeğe çıkın. Spor yapın. Evinizin ihtiyaçlarını karşılayın. Öncelikle tenis toplarını kavanoza yerleştirin. Öncelikleri,
sıralamayı iyi bilin. Gerisi hep kumdur.


Bu Ara Bir öğrenci sorar; 'Peki, O iki fincan kahve nedir?'
Profesör gülerek: 'Bu soruyu bekliyordum, Hayatınız ne Kadar dolu olursa olsun, her zaman dostlarınız ve sevdiklerinizle bir fincan Kahve içecek kadar yer vardır !!!'


KAHVE İÇTİĞİNİZ KİŞİ SİZE HEYECAN VERİYORSA ODA ŞEKERİDİR

"Alıntı..By Philosopher.."

08 Nisan 2009 Çarşamba

İsyanım geldi tatil istiyoruuummmm.....


Güzel şeyler yazmak için nasıl bir kabiliyet gerekir acaba?.Hani okunası okudukça etkili olanlardan. Yazan kişinin iç dünyasını, hissettiklerini dışa vuruşunu, vuruşların okur tarafından anlaşılması ve anlaşılır olmanın vermiş olduğu keyif. Bazen televizyon seyrederken, bazen bılaşık yıkarken, bazen de sohbet ederken aklıma öyle ilginç sözler gelir( vay be ne söz oldu ama) derim, bir de peşine gülerim hadi ya sen söyledin de tuttu mu yani hehe..Bazen de aklımdan geçenleri o an not etsem acaba güzel bir yazı çıkar mı ortaya diye düşünürüm. Yok yok çıksa ne olur yani kim senin duygularınla ilgilenicek ki komik olma der geçerim. Aslında ne hoş birşey o an hissettiklerini kağıda dökmek. İnsanın her anı her anına uymuyor ki! Bir bakmışsın doludizgin herşeyi bir arada yapmak istiyorsun. Bir bakmışsın salya sümük ağlamak, bazen karşındakini dinliyormuş gibi yapıp o an başka bir yerde olmak. Geleceği düşünüyor insan bazen. Yaşlı olmak nasıl acaba?. Geçmiş te yaşananlar takılıyor kafaya hatalar, başarılar, umutlar, mutluluklar, üzüntüler, aile, arkadaş, akraba mekan, zaman. Ne çok şey var aklın biriktirdiği. Düşünsenize bunlar ne çok etken insan hayatında. Dalıp giderken biryerlere bu saydıklarımdan hangisindesin acaba.?Muhakkak birinden birinde gezinmişsindir. Bu gezintilerini yaparken de geçirdiğin beyin fırtınasını hiç mi istemedin bir yerlere yazıp rahatlamayı? Rahatlanılıyor mu acaba? Bir de bu tarafı var tabii. Her düşünce bir yol çiziyor her yol bir soru doğuruyor. Sorular cevaplar şeklinde gelip geçiyor ama çözüm sadece somut olarak yer alıyor heralde hayatta. Soyutta kalan yine içerlerde biyerlerde depreşme zamanını bekliyor. Bu yoğun ve karmaşık duygular heralde dışa vurulurken kendine çok özel bir mekan ister gibi geliyor bana. Hadi hayal edelim bakalım. Sanki gözümün önüne gelen resim kartpostal gibi oldu ama heralde öyle biryerde kendimi iyi hissedicekmişim gibi ilk o çıktı karşıma. Hafif rüzgar var.Tek katlı bir ev ve ben o evin yerden yüksek balkonunun kenarına dayanmış, şalıma sarılmış, önümdeki geniş kumsalın kıyısına vuran sakin dalgaları gün batımına karşı seyrediyorum. Aslında seyretmiyorum öylesine içime çekiyorum ki yazdığım bu birbirine karışmış bütün insani duygular orada bilet almış sırasını bekliyor, teker teker geliyor. O güzellikte, o sakinlikte hepsi düzenli bir şekil alıp yerlerine yerleşip huzura eriyor. Soyut kavramlarda çözümlenip yeni karmaşıklıklara, iç savaşlara yer açmanın verdiği keyifle hayalini sonlandırıyor.

17 Mart 2009 Salı

Ispanaklı Muffin


Bu muffin işi bende bayağı bir tutku oldu diyebilirim. Önceleri hiç beceremedim taş gibi oldu. Meğer pişirme tekniğini yanlış yapıyormuşum. Ne bileyim normal kek yapar gibi süreyi bekliyordum. Ama şimdiiii beklemiyorummmm. Daha kısa zamanda piştiğini anlar anlamaz fırını kapatıyorum. Pufidik pufidik oluyorlar evdekiler ve misafirlerim yemeye doyamıyorlar. Tabii bende güzel yorumlardan sonra sürekli yapar oldum ve değişik versiyonlarına devam diyorum. Pazar günü gelen misafirlerime de bir değişiğini yaptım ama daha pc ye atmadım fotoları onu da daha sonra yayınlayacağım. Gelelim hal ve gidiş durumlarımıza. Bu aralar kendimi iyi hissediyorum. Hava çok soğuk ama güneşin kendisini göstermesi, içime sıcaklık veriyor. Daha canlı daha keyifli oluyorum. Pazar günü çok yoğun geçti misafirlerim vardı. Kalabalık olduğumuz için tabii bende baya bir telaşlı olduğum için sadece tek bir tarif resimleyebildim. Diğer yaptıklarımın resimlerini çekemedim. Mutfağımla salonum arasında uzun metre yürüşü yaptığımdan dolayı ancak sofra hazırlayıp toplamak görevlerimi yerine getirebildim. Çok güzel bir hafta sonu geçirdik özlemlerimizi giderdik. Önceden hazırlıklı olduğum için mutfakta uğraşmak yerine sohbet etmeye vaktimiz de oldu. Geç saatlere kadar oturduk ve misafirlerimizi uğurladık. Bu arada ben hala ders çalışmaya başlayamadım. Heralde bu gidişle başlayamayacağım da! Her geçen gün daha da bir stres yapıcak. Sınav gelip geçene kadar hergün ders yapıcam diye sayıklarım artık:)) Ben yine yazmak istiyorum ama yazıcak birşey de bulamıyorum. Zaten yazdıklarımda ordan oraya sıçramış anladığım kadarıyla. Belli bir istikrar gösterememiş. En iyisi daha fazla karıştırmadan ben burayı terk ediyim. Tarifff canlarımmm...
Malzemeler
2 yumurta
2 bardak şeker
1 bardak rondo edilmiş ıspanak
1 bardak süt
yarım bardak sıvıyağ
alabildiği kadar un
kabartma tozu
Fındık
Hazırlanışı
Öncelikle birkaç yaprak ıspanağı güzelce yıkayıp rondodan geçirin.1 bardak kadar parçalanmış ıspanağınız olucak. Yumurtalar ve şekeri mikserde çırptıktan sonra süt ve sıvı yağı da ilave edip karıştırın. Bir bardak ıspanağı da karıştırdıktan sonra un ve kabartma tozunu ilave edin ve karışım işlemini tamamlayıp muffin kalıplarınıza paylaştırın. Üzerlerine birer adet fındık yerleştirip 170 derecede pişirin. Afiyet olsun.


07 Mart 2009 Cumartesi

Elmalı Sütlü İrmik Tatlısı


Dışarda yağmur yağıyor. İstanbul bugün ıslak ıslak bakıyor bizlere . Hafta sonu olunca çoluk çocuk gezer bişeyler yaparız diye ümitlenirken yok olmaz siz oturun ben ağlayacağım diyor. Hani siz de oturun boğuk ve soğuk havada sıcak sıcak ne işiniz var isterseniz benimle birlikte ağlayın der gibi. Ne derdi var bilmem. Belkide üzerindeki yükü taşıyamıyordur artık. Soğuktan üşüyen evsizleri, parasızlıktan aç lokanta vitrinlerinden bakanları, işsizlikten nerenin camını indirsem diye düşünenleri, bugün kimin çantasını kapayım, kimin canını yakayım, çocuğuma istediklerini nasıl alayım, başıboş gezenleri aşkları, düşleri, inişleri, çıkışları, gökyüzü, yeryüzü vs. vs. vs. daha neler neler. Düşündükçe içinden çıkamadığı bu düzene ağlıyordur belki. Yüreğinde herkese bir yer açtı. Açılan bu yüreğe koşar adım sarıldık hepimiz. Belkide bu sarılmalara veremediklerine ,yarattığı hayal kırıklıklarına ağlıyordur. Canım İstanbul, ne çok şiirler, yazılar yazıldı senin için. Ağlama sen herşeye değersin. Aşk gibisin. Su gibisin. Nefessin sen. Sen ne düşünürsen düşün. Ben senin havanı teneffüs etmeyi, seni yaşamayı, denizini, kuşlarını, trafiğini, karışıklığını herşeyini çok seviyorum. Nasıl anlatayım öyle işte. Ben seni seviyorum............Ağlama sil gözlerini at kederini bahar yüzünü göster bize...........................

Malzemeler
1 buçuk su bardağı irmik
1 buçuk su bardağı şeker
1 litre süt
1 elma
Fındık içi
Tarçın
Hindistan cevizi


Hazırlanışı

Sütü bir tencereye boşaltıp, içine diğer malzemeleri ilave edip, orta ateşte sürekli karıştırarak koyulaşıncaya kadar pişiririz. Çok koyu bir kıvama gelince, dilediğiniz bir borcama yarısını döküp, arasına dilimlediğiniz elmaları, fındık içini yerleştirip, kalan harcı da üzerine ilave edip ,fındık içi hindistan cevizi ve tarçınla süsleyip soğumaya bırakın.Hava soğuk olduğu için ben dolaba koymadım dolaba da konulabilir. Nefis bir lezzet ben çok seviyorum..Siz de seversiniz umarım Afiyet olsuuunnn....



30 AĞUSTOS bizlere hediye, hediyemizi iyi koruyalım

Evvet bugün yavaştan yavaştan yazmaya başlayacağım. Aslında pek beceremem bu yazı işini ama yinede inatla yazmak istiyorum. İlk yazıma günün anlam ve önemine değinerek başlamak istiyorum. Bloğumu düzenlemem ve birşeyler söyleme isteğim bugüne tesaadüf etti. İyi de etti. Öncelikle tüm Türkiye' nin 30 Ağustos Zafer Bayramını kutluyorum. Güzel ülkemizi bize geri kazandıran gönülleri vatan sevgisiyle dolu, bir karış toprak için canla başla, dönemin bütün olumsuzluklarına ve yoksulluklarına karşı pes etmeyip, hiç düşünmeden top, mermi , silah altına yatan, kanlarının son damlasına kadar mücadele eden askerlerimize, askere inanan halkımıza ve halkın önünde halk için koca dünyaya kafa tutan o güzel, muhteşem insana sonsuz teşekkürler ediyorum. Bugün milli bayramlarımızı coşkuyla kutlayabiliyorsak onların sayesinde kutluyoruz ve bizler nasıl bu sevinci yaşıyorsak çocuklarımıza da yaşatmak için onlara tarihimizi, topraklarımızı Türkiye' mizi anlatarak bayramlarının ne kadar önemli olduğunu anlatmalıyız. Anlatalım ve yaşatalım ki Bayramlarımız, Bayrağımız yüzyıllarca özgürlüklerini yaşasınlar..... Sevgiler.....